Ana Sayfa
Biz Kimiz
Fotoğraflar
Tartışma
Soru Cevap
Sohbet Odası
Av Yemekleri
İlk Yardım
Arşivdekiler
Av Hukuku
Av Turizmi
Yivli Silahlar
Yivsiz Silahlar
Fişek Bilgileri
Atış Bilgileri
Av Hayvanlarımız
Yerli Silah Sanayi
Yabancı Silah Sanayi
Anket Sonuçları
M.A.K. Kararları
İletişim Kuralları
Linklerimiz
İletişim

Ana Sayfa | Biz Kimiz | Fotoğraflar | Tartışma | Soru Cevap | Sohbet Odası | Av Yemekleri | İlk Yardım |Arşivdekiler
Av Hukuku | Av Turizmi | Yivli Silahlar | Yivsiz Silahlar | Fişek Bilgileri | Atış Bilgileri  |İletişim | Av Hayvanlarımız 
Linklerimiz | Yerli Silah Sanayi | Yabancı Silah Sanayi | Anketler ve Sonuçları | M.A.K. Kararları | İletişim Kuralları



 Üye Adı :
 Şifre     :


29.11.2014
Aktif Kullanıcı :35
Toplam Üye :20973
Toplam Ziyaretçi :10662848









Cemiyet Haberleri

 
   Sevgili Türkiye Avcıları camiamıza duyurmak istediğiniz her türlü haberi bize bildirmek için tıklayınız..



Ünlü Avcılarımız

Bölümün Devamı için

Haberin Devamı >>>


Basında Türkiye Avcıları

Türkiye

Haberin Devamı >>>


İndirim Yapan Firmalar

Bu bölümde yayınlanmasını istediğiniz

Haberin Devamı >>>

Yönetim

GÜHER ŞİİR KÖŞESİ

BEN AV

Haberin Devamı >>>

İsmet GÜHER

ESKİ KALEMLERDEN

BEŞPARMAK

Haberin Devamı >>>


GRUP İLETİŞİM KURALLARI

Haberin Devamı >>>


AVCILIĞIN BASAMAKLARI

Haberin Devamı >>>

Derleyen:Emin GÜRBÜZ

Sürdürülebilir Avcılık

Sürdürülebilir Avcılık: Avcılığın yen

Haberin Devamı >>>

Emin Gürbüz

YÖNETİM KADROMUZ

Haberin Devamı >>>




 
Sürdürülebilir Avcılık

Sürdürülebilir Avcılık: Avcılığın yeni bir etik bağlamda, kamuoyunun avcıların davranışları hakkındaki kaygılarını giderecek ve aynı zamanda avlanma deneyimini geliştirecek şekilde yeniden tanımlanması

Geçmişi
Yüzyılın başında doğa korumacı hareketin ortaya çıkışından 1960’ların sonlarına kadar avcılık, bir yandan doğal hayat idarecileri, spor dergileri ve silah üreticilerinin ilgisini çekerken, öbür yandan yeni avcıların katılımı açısından kendisini sınırlamayı başarabiliyordu. 1970’ten sonraki on yıllarda avcılık, avcılık-karşıtı eylemciler ve belki daha da önemlisi kültürümüzü karakterize eden doğal süreçlerden izolasyon ve artan şehirleşmenin birlikte oluşturdukları bir muhalefetin yükselen saldırısı altında kaldı. Sonuçta, kamuoyu yoklamaları ve anketler, avcılığı pek de iyi bir geleceğin beklemediğine işaret eden örnekler ortaya koymakta.

Avcılık sıklıkla zalimce ve doğal hayat korumasına karşıt olarak resmedilir. Her ördek avı sezonunda medya, bu aktiviteyi suçlayan korumacıları destekler. Oysa avcılar, şimdi olduğu gibi her zaman da korumacılığın uygulamacıları arasında olmuşlardır. Pek çok atıcılık örgütü, 1971’de kurulan Greenpeace veya 1972’de kurulan Earthwatch gibi popular korumacı örgütlerden çok daha öncesinden beri, on yıllardır korumacılık için aktif olarak çalışmaktadır.

Ama, avcılık karşıtı protestoların yükselişi, avcılığın sıkıntısını çektiği prestij kaybının yalnızca bir örneğidir. Medya haberlerinde giderek artan şekilde yer alan av kazaları veya av suçları, popüler kültürün, avcıların birer “silah düşkünü” olduğu yönündeki önyargıya kapılmasına neden olmuş ve bu şekilde filmlere ve literatüre yansımıştır. Son araştırmalara göre, filmler özellikle avcıları “çevreye, hayvanlara ve insanlara büyük zararları dokunan, takıntılı, kararsız, tehlikeli, anti-sosyal” olarak resmetmektedir.

Bu durum şu an, avcılığa karşı tutumların, her zamankinden daha çok değiştiğini net şekilde ortaya koymaktadır. Toplumumuz daha şehirli hale gelmiş, çoğumuz, bize yaşam sağlayan o çevreden kopmuşuzdur. Babamın, birlikte büyüdüğüm arkadaşlarından çoğu, yiyecek için avcılık yapmanın, bir büyükbaş hayvanın kesilmesi kadar doğal kabul edildiği kırsal ekonomiden ayrılışları, yalnızca bir veya iki kuşak öncesine denk gelir. Ancak günümüzde gençlerin çoğunun bu tür bir geçmişten 3-4 kuşak uzakta olmasından dolayı, geçmişin av hikayeleri hayat boyu sürecek bir uğraş için ilham kaynağı olmak yerine, mit ve efsane haline gelmiştir.

Geçmiş on yıllarda, avcılar ve spor örgütleri yeni avcılar kazanmak ve aktivitelerini savunmak için ortaklaşa girişimlerde bulunmuşlardır. Avcılığı savunmadaki başlıca görüş, ekonomi ile ilgilidir: avcılar, ruhsat gelirleri yoluyla doğal hayata doğrudan fon sağlar ve ekonominin önemli sektörlerini, ürünlerini satın alarak destekler. Ancak bu ekonomik görüş, avcılığın önemi konusunda avcı olmayanları ikna etmekte başarısız olmuştur. Avcı-olmayanlar, “Neden doğal hayatı yönetim programlarından başlıca yararlanan grup avcılar olmalı?” sorusunu sormaktadır. Ve bu programları, korudukları hayvanları öldürme haklarını satmaktan daha iyi destekleme yolları yokmudur? Avcılar, bu soruları kendi aktivitelerini doğru savunacak şekilde yanıtlamakta başarısız olmuşlardır. Avcılığın değeri, avcılığın ekonomik etkilerinin çok daha ötesine gitmektedir ve avcılığı savunanların başlıca odak noktası, avcılığın ekonomik olmayan değerleri konusundaki bilinçliliği artırmak olmalıdır.
Hunting by Claire Mouser (Ağustos 2003, Sayı 8, Ecopsychology Dergisi Avustralya Edisyonu)

Neden Avcılık?
“Neden avcılık” sorusuna cevap vermek için ilk düşündüğümde, biyolojik eğitime başvurdum ve denetimli ve düzenli avcılığın nasıl yalnızca yıllık üretim fazlasından beslendiğini açıkladım. Ancak, toplumun bilimsel bir cevap peşinde olmadığını, gerçek sualin neden avcıların, bizler gibi, yaşam taşıyan bir şeyi öldürmek istedikleri hakkında olduğunu fark etmem uzun sürmedi.

Avcılığın, bir canlı türü olarak kimliğimizin temel bir parçası olduğuna inanıyorum. Avcılık, bir kişinin dünya üzerinde atalarımızın kullandığı becerileri öğrenebileceği ve kullanabileceği doğal yerlerin hala var olduğu gerçeğini yücelten bir aktivitedir. O becerileri kullanmak, duygu ve heyecanları hissetmek, bizleri atalarımızla bir araya getirir ve toprağa yeniden bağlar, ki o bağ, şehirlilerde ve avlanmayan insanlarda çoktan kaybolmuştur. Balık tutan, doğa yürüyüşleri yapan ve yaban hayatını fotoğraflayan bazı avcılar, kendilerini toprağın ve çevrenin ritimleriyle ve evreleriyle gerçek şekilde içselleşmiş olarak hissedebilecekleri yegane sürecin, avcılık yoluyla olduğunu düşünür. 

Avcılık, binlerce yıl öncesine dayanan bir hayatta kalma mücadelesi konusu olduğu kadar, bir gelenektir de. Çoğu aborijini ve yerli toplulukları, avcılığı hala miraslarının, kültürlerinin, hatta dinlerinin önemli bir parçası olarak görür. Avrupa geçmişi olan avcılar da benzer bir miras iddia edebilirlerse de, biz buna kültürümüzde aynı takdiri sağlamakta başarısız olduk. Sonuçta, avcı-olmayanların çoğu, yerlileri veya yiyecek için avlanmayı desteklemekte, ancak sözde eğlence amaçlı avcılığa karşı çıkmaktadırlar. Bana göre avcılık bir eğlenceden daha fazlasıdır; bu gezegen üzerindeki yaşam dokusunun bir parçası olarak, insanoğlu olarak kim olduğumuz gerçeğinin kabul edilmesidir.

Çoğu kişi avcılıktan, avcılık bir yırtıcı davranışı olduğu için hoşlanmaz. Ama, tüm insanlar yırtıcıdır. Yerel fast-food restoranlarında hamburger yemek olsun, kahvaltı için jambon ve yumurta yemek olsun veya hapur-hupur yağsız geyik eti yemek olsun, siz yırtıcısınız: diğer hayvanları öldürerek ve yiyerek yaşayan bir hayvan. Elbette, bir domuzun veya sığırın öldürülme eylemine bizzat iştirak etmezsiniz, ancak o öldürme eyleminin ürününü paylaşırsınız. Çiftlik hayvanlarımızı mezbahalarda öldüren insanlar, yalnızca topluluğumuzun temsilcisidir, bizim adımıza hareket ederler. Et yemeyi seçtiğimiz için, bu hayvanların öldürülmelerinin sorumluğunu paylaşırız. Bizler, yırtıcıyız.

Vejeteryan olsanız dahi, yırtıcıların bu sorumluluğunu paylaşma ihtimaliniz söz konusudur. Eğer deri kemer veya ayakkabı giyiyorsanız, bahçenizi kemik unu ile gübreliyorsanız, kedinizi, köpeğinizi, tropik balığınızı besliyorsanız veya bazı ilaçları veya kozmetik ürünleri kullanıyorsanız, siz bir yırtıcısınız. Size o ürünleri sağlamak için, pek çok hayvan insanların ellerinde can vermiştir.

Süpermarketten aldığımız ve tabaklarımıza koyduğumuz ürünleri düşünelim. Avcılık, bu ürünlerin çoğunun pazara ucuz şekilde getirilmesine yardımcı olur. Çoğu geyik, ördek ve bıldırcın sezonları ve avlanma limitleri, soya fasulyesi, pirinç, buğday veya şaraplık üzüm mahsullerine gelebilecek zararları azaltacak şekilde belirlenir. Avcılık olmasa, ürünlerimizin fiyatları daha yüksek olurdu. Doğrusu eğlence amaçlı avcılık olmasa, hükümetler bu doğal hayat popülasyonlarını, hastalık bulaştırma, yemleme ve itlaf dahil olmak üzere başka yollarla kontrol etmek zorunda kalacaktı.

Yırtıcılık, ayrıca zekâmızın da kaynaklarından birisidir. Otlaklarda otlamakta olan bir hayvan, yırtıcıların yiyecek bulmak için çözmek zorunda oldukları karmaşık problemleri çözmek zorunda değildir. Zekâmız, benzer şekilde gelişmiştir. Atalarımız yaban hayvanlarını yiyecek için kullanmaya karar verdiğinde, yeryüzü üzerindeki konumları değişti. Diğer hayvanlar hakkında, çevrenin sunduğu fırsatları anlamak ve çevrenin avcılığa ve kendi topluluklarına nasıl yardımcı olabileceğini daha da iyi anlamak için daha çok şey öğrenmek ve daha çok şey anlamak zorundaydılar. Bu algılama, bizim gezegen üzerindeki en başarılı tür olmamıza neden olmuştur. Bu, ayrıca bize çevreyi ve onunla olan ilişkileri göz ardı ederek bile her türlü sorunu çözebilme kibrini de vermiştir. Ama, çoğu avcı bu temel ilişkileri göz ardı etmemeyi seçmiştir. Avcılık sayesinde, doğayla insan ilişkisi gerçeğini kabul etmiş ve onu daha iyi anlamaya çabalamaktadırlar.

Çevresel Psikolog James Swan avcılığın, “yoğun duygusal heyecan ve yaşamın ve ölümün en derin sorunları ile karşı karşıya gelme” olarak karakterize edilen “zirvedeki deneyimler” yoluyla dini bir aktivite sayılabileceğini yazmaktadır. Swan, insanların doğal yırtıcılar (ve avlar) olarak rollerini tanımalarının önemli olduğu ve bu gerçekten sakınmanın zararlı olduğu görüşünde. Her nerede içgüdülerimizi reddedersek, kendimiz, çevremizdekiler ve dünya için problemler yaratırız. Ruhumuzdaki doğada bizler hayvanız, avcılık içgüdüsü çoğumuzun kemiklerine ve kanına işlemiştir ve insan doğasının en temel unsurlarından biridir. İnsanlar olarak karşımızdaki zorluk, içgüdüsel doğamızı en iyi yolla ifade etmeyi bulmaktır.

Hayvan olarak insanlar, dünyanın ekolojik işlevselliğinden kaçamazlar. Ancak modern toplum, bizleri ruhsal açıdan ilgili ekolojik süreçlerden koparmıştır- bir bifteği yemek pasif bir eylemdir, ancak geyik eti elde etmek pasif eylem değildir. İnsan denen hayvanın içtenlikle katılabileceği birkaç diğer ekolojik fonksiyon sayabilirim- ormanlarda tuvaletini yapmak, örneğin, ancak burada kimse yırtıcılık keskinliğine sahip değildir.

Avcılığın olumlu ve olumsuz yanları hakkındaki güzel bir tartışma sırasında, söz döner ve dolaşır öldürmeye gelir. Avcılar neden öldürmek zorundadır? Bunun yerine, neden avcılar bir fotoğraf makinesiyle veya sadece bir hayvanı görerek tatmin olmaz? Neden avcılar bir hayvanın canını almak zorundadır?

Bu konuda İspanyol filozof Jose Ortega Gasset’den sık sık alıntı yapılır ve belki de bu alıntıların en güzeli “Avcılık Üzerine Meditasyonlar” kitabında dile getirilmiştir: “Bir kişi, öldürmek için avlanmaz. Tersine, avlanmak için öldürür.” Diğer bir deyişle, eğer amacınız bir av hayvanını öldürmek değilse, o halde avlanmıyorsunuzdur. Avcılık insanlarda üst düzeyde deneyimlere sebep olabilir. Görkemli çevresel görüntülerden yoğun duygusal heyecanlanmaya, yaşamın ve ölümün en derin konularıyla karşı karşıya kalmaya kadar tüm unsurlar oradadır. Pek çok avcı, eninde sonunda avcılığın kendi dinleri olduğunu hisseder ama çoğu zaman avcının ruhunu anlamayanlardan gelecek eleştiriler nedeniyle bunu itiraf etmez.

İnsanların neden benzer çevrede, diğer doğa aktiviteleri içinden avcılığı seçtiğini tespit etmeye çalışan sosyologlar tarafından yapılan bir çalışma avcıların, yaptıkları doğa seyahatinde amaçlarına ulaşmaları ihtimali raftingçiler veya doğa yürüyüşlerden daha az olsa bile kalp atış oranlarının ve heyecanlanma düzeylerinin çok daha yüksek olduğu sonucuna ulaşmışlardır. Duygusal durumlarındaki bu yüksek düzeylerin, öldürme eyleminde odaklandığı öne sürülmektedir. Avcılık, doğayla olan temel ilişkiyi, genlerimizde var olan bir ilişkiyi ve bir kez tetiklenince durdurulması zor olan bir ilişkiyi tetikliyor olabilir. Bir öldürme meydana geldiğinde, bir avcının duyguları karışık hale gelir. Ölümün yarattığı bir üzüntü ile başarının keyfi. Doğrusu, bu duygu, yerli avcıların, yaşamlarını az önce kendine ve ailesine veren hayvanların ruhunun idraki için yaptıkları küçük ruhani bir seremonideki duygudur. Bu tür bir kabullenme, süpermarketlerden satın alınan hayvanın bifteği için nadiren göz önüne alınır.

Hayvan-hakları gruplarından gelen anket ve üye bilgileri, avcılığa karşı olanların sayısının, hayvanları öldürmenin yanlış olduğunu düşünenlerin sayısından yüksek olduğunu gösteriyor. Gerçekten avcılık, “hayvanları yiyecek için öldürmek” olarak tanımlandığında, “hayvanları spor için öldürmek” tanımından çok daha az tepki topladığı ispat edilmiştir. Avcılığın “spor” olarak tanımlamanması, bu konunun rahatsız edici yönüdür ve avcılar “spor” olarak kabul edilen uğraşlar ile bir hayvanın canının alınması arasındaki farklılığı belirterek bu sorunun üstesinden gelmeye çalışmalıdır. Burada avcılar, potansiyel can almanın avcılığın tanımlayıcı özelliği olduğu görüşünü avcı-olmayanlarla birlikte paylaşabilirler ama bu gerçeği, doğal hayata en üst düzeyde saygı duymayı gerektiren bir tür uygulamayı desteklemek için kendi avantajlarına kullanabilirler. Potansiyel öldürme olmadan avcılığın doğa gezisi veya yaban hayatı fotoğraflamasından farkı yoktur ve avcılar bu davranışlarının doğasını reddetmemeli veya utanmamalıdır.

Çevresel Ahlak’da yazan Ann Causey, anti-avcı hareketin tutumunu kısaca özetlemektedir: “Avcılık karşıtları, içgüdüsel olarak, zevk için öldürmenin yanlış olduğuna inanır. Nokta.” Avcılar, açıkça bu inanışı paylaşmazlar ve ahlaki sorun temelinde ortak bir zemin bulma konusunda veya sonu olmayan tartışmaya bulaşma konusunda çok az ümit bulunur. Causey, bu tartışmayı amaçtan yoksun bulmaktadır.
...avlanma arzusu, evrimsel açıdan ilk insana özgü olağanüstü uyum özelliğinin modern bir işaretidir. Öldürme arzusu, geçmişte içgüdü ile desteklenmiştir, modern insanda akıl nedeniyle yumuşamıştır. Bu, avcılık sporunun büyük uzlaşmaz özelliğine yol açmıştır: sevinç ve vicdan azabının, büyük heyecan ve pişmanlığın karışımı. Bu, zekâya karşı içgüdüdür. Avı öldürmede zevk alma, ahlaki olarak doğru olmadığı gibi, ahlaki olarak yanlış değildir. Bu, basitçe bir ahlaki sorun değildir, çünkü arzunun kendisi içgüdüdür, ve içgüdü ahlaki değerlendirme ile olumlu veya olumsuz olarak nitelendirilmez. Böylece, spor için öldürme arzusu, ahlaki yargılama hakkının dışında kalarak, ahlaki değerlendirme dışıdır.

Causey’in görüşünü kabul etmek, avcıların öldürme üzerine bir ahlaki tartışmayı kazanmaya ihtiyaçları olmadığını ima eder. Avcılığın faziletleri konusunda kamu bilincini artırma ve avcı-olmayanların çözülebilecek konulara dayanan endişelerini giderme doğrultusundaki çalışmalar çok daha yararlı olacaktır. Bu görüşü destekleyen kanıtlar, 1978 yılında avcı-olmayanlarla yapılan ve avcı ve avcılık hakkında kaygıların sıralandığı 115 maddelik bir listenin oluşturulduğu bir dizi grup röportajında bulunabilir. En fazla dile getirilen yirmi kaygıdan beşi direkt olarak hayvanlara yapılan muamele ile ilgilidir, diğer on beşi insanların güvenliği, eğitim sorunları, düzenlemeler ve mülkiyet haklarını kapsamaktadır. Güvenlik, en sık değinilen konudur.

Avcılığın Etiği ve Geleceği
İnsanın doğa içindeki yerinin daha iyi anlaşılmasına vasıta olması açısından avcılığın faydaları şüphe götürmez, ancak eğer avcılar kendi aktivitelerini negatif söylemleri geçerli kılmaya yardım eden ahlaki kötülemelerden kurtaramazlarsa, bu durum yok olabilir ve genel olarak avcılığa karşı kamusal muhalefetin artmasına sebep olabilir.

Avcılar, diğer avcılarla avcılık üzerine saatlerce konuşabilirler ancak sıra avcı olmayanlara anlamadıkları o motivasyonları anlatmaya gelince, aniden dilleri tutulur. Genellikle avcılığın nasıl ekonomiye katkıda bulunduğu, ve avcıların yaban hayatına diğer doğa faaliyetleri gruplarından nasıl daha fazla katkıda bulunduğu konusunda geri çekilirler. Ancak, soru hala ortadadır: “Neden vahşi ve özgür bir şeyi öldürmekten zevk alıyorsunuz?”.

Avcılar, artık bu soruya cevap vermekten imtina edemez. Grup olarak avcılar, giderek toplumun daha az bir kısmını oluşturmakta. Avcılık-karşıtı örgütler daha çok medya yanlısı olmaya başlamış ve avcılık yanlısı olan gruplardan çok daha fazla duyulmaya başlanmışlardır. Avcılar, avcı olmayanların anlayacağı ve takdir edeceği şekilde ne yaptıklarını açıklamalıdır, yoksa kendilerini hoşlandıkları şeyleri yapmaya devam etmek için ihtiyaç duydukları sosyal desteği kaybetmiş bir durumda bulacaklardır.

İddiam odur ki, avcılık, kültürümüzde halen var olan nadir değerli aktivitelerden, yalnızca insanın doğadaki yerini açıklamasıyla değil, birden çok sebeple savunulması gereken aktivitelerden birisidir. Son birkaç senedir avcılar, aktivitelerini bireysel olarak ve medyada, edilgen bir şekilde, avcılık karşıtı iddialara cevap vererek ve karşıtlarının tartışmayı şekillendirmesine izin vererek savunmuşlardır. Avcılar, savunmalarına, karşılıklı meydan okuyarak değil topluca ahlaki davranış kalıbı içinde etken bir yaklaşım ile daha iyi hizmet edebilirlerdi. Avcı olmayanların kuşkularına ve yeni katılımcıların olması ihtiyacına yönelik bir yolla, avcılığın amaçlarını, metotlarını ve sınırlarını belirlemek.

Şimdi, ahlaklı avcılar standardının nasıl öğretilebileceği ve tatbik edilebileceği ve bunun verimli olup olmayacağı üzerine odaklanacak bir tartışma ihtiyacı var. Hangi yöntem kullanılırsa kullanılsın, kapsamlı etik kurallar avcılara muazzam faydalar sağlayacaktır. En başta avcı olmayanların kaygılarına hitap edecek ve avcılığın kamudaki itibarını iyileştirecektir. Kamusal ilişkiler bir yana, avcılar merada daha güvenli avlar ve daha iyi avlanma koşulları sağlayacak anında faydalar elde edeceklerdir. Ahlaklı avcılar, av için rekabet etmekten kaçınacak ve avcılıkla ilgili diğer doğal kaynaklar üzerindeki negatif etkiler azalacaktır.

Örneğin, Izaak Walton Cemiyetinin “Avcı Andı”, belli başlı ulusal avcılık ve doğa koruma örgütleri tarafından hem ahlaki hem de halkla ilişkiler gözetilerek yaratılmıştır. Avcı Andı, doğrudan farklı konuları dile getirmektedir ve avcıları, çevreye ve doğal hayata saygılı olmaya, mülkiyete ve mülk sahiplerine saygı duymaya çağırmakta, avcı olmayanlara nezaket göstermeye, güvenli şekilde avcılık yapmaya, kanunları bilmeye ve uymaya, yaban hayatı ve habitatı korumayı desteklemeye, ahlaki avcılık geleneklerine uymaya, doğa faaliyetlerindeki yeteneklerini geliştirmeye ve doğayı anlamaya ve yalnızca etik avcılarla avlanmaya çağırmaktadır.

Belki de, yüz yıl yaşındaki avcı hepsini söylüyordur : “Duyabildiğinde, avlanabilirsin.” Dürüstlük, Ahlak, Takdir etme ve Saygı. Tüm bunlar olmadan, bir katilden başka bir şey olamazsın.

Hunting by Claire Mouser (Ağustos 2003, Sayı 8, Ecopsychology Dergisi Avustralya Edisyonu)

Çeviri: Emin Gürbüz-Murat Karahan (Türkiye Avcıları) Mart 2004
Not: Bu çeviri, çevirmenlerin izni olmadan ve kaynak gösterilmeden alıntılanamaz, kopyalanamaz, yeniden yayımlanamaz.

Referanslar
Bender, D. L., Bruno Lone and Janelle Rohr (eds)(1989). Animal Rights: Opposing
Viewpoints. San Diego CA: Greenhaven Press.
Causey, A. (1989) ‘On the Morality of Hunting,’ in Environmental Ethics Vol. 11,
Winter. pp. 334 – 335.
Clifton, C. S. (1993) ‘The Hunter’s Eucharist’, in Gnosis Magazine, Autumn pp. 54-60.
Jose Ortega Gasset (1985) Meditations on Hunting. Second edition. New York: Charles Scribner & Sons.
Kerasote, T (1996) ‘To preserve the Hunt’ in Origin: People and Nature. Winter, pp. 13-19.
Posewtz, J. (1994) Beyond fair chase: The Ethics and Tradition of Hunting. Helena, MT: Falcon Press. Swan, J. (1995) In Defence of Hunting. New York: Harper Collins Publishers.
Taylor, P. (1986) Respect for Nature. Princeton, NJ: Princeton Press.

Emin Gürbüz Sayfa Hiti..: 41997
  

 Copyright © 2002  Bu Site Yavuz Bilgisayar Tarafından Yapılmıştır.
Sitede Yayınlanan Makalelerin Yazar Ayrılsa Dahi Yayınlanmasını Kabul Etmiş olmaktadır.

 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16